Yaralı yüzbaşı ona selam verene kadar herkes yeni hemşireyle dalga geçiyordu; onun gerçekte kim olduğunu öğrenen doktorlar ise şoke oldu

Ekim ayının o kasvetli gecesinde, askeri hastane en yoğun saatlerini yaşıyordu. Koridorlar yaralılarla doluyken, aralarına yeni katılan Anna, üzerindeki bol üniforması ve durgun bakışlarıyla diğer personelin alay konusu olmuştu. Dosyasındaki sekiz yıllık boşluk “hastalık ve ailevi sebepler” olarak geçiştirilmişti. Deneyimli doktorlar, poliklinikten gelen bu “tecrübesiz” hemşirenin, cepheden gelen ağır vakaların arasında sadece ayak bağı olacağını düşünerek onunla açıkça dalga geçiyordu.

Hastaneye acil koduyla getirilen özel kuvvetler yüzbaşısının durumu kritikti. Ameliyathanede doktorlar, askerin kolunu kurtarmanın imkansız olduğunu ve hemen ampute edilmesi gerektiğini tartışırken, Anna köşeden sakin ama otoriter bir sesle müdahale etti: “Kolu kurtarabiliriz, damarlara başka bir açıdan yaklaşmalıyız.” Cerrahlar bu öneri karşısında kahkahalara boğularak, “Burası poliklinik değil küçük hanım, televizyonda gördüğün kahramanlık masallarını kendine sakla,” diyerek onu dışarı atmaya çalıştılar.

Tam o sırada, narkozun etkisinden anlık olarak sıyrılan yaralı yüzbaşı gözlerini araladı. Etrafındaki profesörlere değil, köşede duran Anna’ya baktı. Bakışları bir anda derin bir saygıyla doldu. Büyük bir acı ve titremeyle elini şakağına götürerek Anna’ya asker selamı verdi. Ameliyathanedeki gülüşmeler bıçak gibi kesildi; koskoca bir özel harekat yüzbaşısının, sedyede can çekişirken bu “sıradan” hemşireye neden selam durduğunu kimse anlayamamıştı.

Yüzbaşı, güçlükle duyulan bir sesle, “Siz… Sizi hatırlıyorum. O gece cephede hayatımı kurtaran kişi sizdiniz,” dedi. Doktorlar şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken acı gerçek kısa sürede ortaya çıktı: Anna, aslında bir efsane olan eski bir özel kuvvetler askeri doktoruydu. Sekiz yıl önce, kocasının ve timinin yarısının şehit olduğu o meşum operasyonda kaybolmuş, suçluluk duygusuyla kimliğini gizleyerek sakin bir hayat sürmeye karar vermişti.

O gece Anna, cerrahların yanına geçti ve imkansız denilen operasyonu bizzat yöneterek yüzbaşının kolunu kurtardı. Onu küçümseyen tıp dünyasının devleri, bu sessiz kadının aslında madalyalı bir savaş kahramanı olduğunu öğrendiklerinde büyük bir utanç yaşadılar. Anna o günden sonra artık kaçmamaya karar verdi; çünkü gerçek kahramanlar, rütbelerini omuzlarında değil, kurtardıkları canların minnet dolu bakışlarında taşırdı.

Like this post? Please share to your friends: