Gri ve soğuk bir kış sabahında, yağan ıslak karın altında yedi yaşındaki küçük bir çocuğun cenaze töreni düzenleniyordu. Anne ve babası, sadece bir hafta önce sokakta neşeyle koşturan evlatlarını kaybetmenin derin acısıyla sarsılmış, mezarlıkta toplanan kalabalık ise gözyaşları içinde küçük beyaz tabutun üzerine toprak atılmasını izliyordu. İşçiler mezarı tamamen kapatıp rahip son duaları okumaya başladığı sırada, yakındaki ormandan tüyler ürpertici bir kurt uluması yükseldi. Birkaç saniye sonra çalılıkların arasından çıkan üç devasa kurt, panikle çığlık atan kalabalığın üzerine saldırmak yerine, doğrudan taze mezara doğru ilerledi.
En iri olan kurt burnunu toprağa dayayıp kokladıktan sonra pençeleriyle mezarı çılgınca kazmaya başladı; diğer iki kurt da hemen ona katıldı. Mezarlıktaki insanlar, vahşi hayvanların ceset kokusu alıp cesedi parçalamak istediğini düşünerek dehşet içinde çığlıklar atıyor, kürek ve sopalarla onları kovmaya çalışıyordu. Herkes büyük bir kaos yaşarken, acılı baba kurtların hareketlerindeki tuhaflığı ve sanki bir şeyi kurtarmak istercesine sergiledikleri çabayı fark etti. Yüzü aniden değişen adam, çevredekilerin şaşkın bakışları arasında öne fırlayarak, “Durun! Hemen mezarı geri açın, çabuk!” diye bağırdı ve eline aldığı kürekle toprağı kazmaya başladı.

Babanın bu kararlı feryadı üzerine birkaç erkek de ona yardım etti ve zamana karşı yarışarak toprağı hızla kenara fırlattılar. Kürek metal tabut kapağına çarptığında mezarlıkta ölümcül bir sessizlik saptandı; titreyen ellerle beyaz tabutun kapağı kaldırıldığı an, oradaki herkes gördükleri manzara karşısında küçük dilini yuttu. Küçük çocuk tabutun içinde yaşıyordu; soğuktan morarmış parmaklarını hafifçe oynatıyor, zar zor nefes alıyordu ve tabut kapağının iç kısmında küçük elleriyle tırnakladığı derin çizikler vardı. Anne sinir krizi geçirirken, baba oğlunu hemen kucağına alıp bağrına bastı ve çevredekiler aceleyle ambulans çağırdı.
Daha sonra hastanede yapılan incelemelerde, çocuğun geçirdiği şiddetli bir alerjik reaksiyon nedeniyle tıp dünyasında nadir görülen “yalancı ölüm” (katalepsi) durumuna girdiği anlaşıldı. Taşra hastanesindeki deneyimsiz doktorlar, nabzı neredeyse tamamen durma noktasına gelen çocuğu öldü sanarak morga kaldırmış ve ailesine teslim etmişlerdi. Ancak cenazedeki herkesi asıl büyüleyen şey tıbbi mucize değil, doğanın sergilediği inanılmaz merhametti. İnsanlar çocukla ilgilenirken, o devasa kurtlar sakince kenarda beklemiş, işlerinin bittiğini anlayınca da hiçbir vahşet göstermeden sessizce ormanın derinliklerinde gözden kaybolmuşlardı.

Vahşi hayvanların gösterdiği bu olağanüstü sezgi ve vefa, insanların cehaletini ve teknolojinin hatasını telafi ederek küçük bir canı mutlak bir ölümden çekip almıştı. Yaşanan bu mucizevi olay tüm ülkede kulaktan kulağa yayılarak büyük bir yankı uyandırdı. Eğer o sadık ve gizemli kurtlar o gün o mezarlığa gelip toprağı kazmasaydı, küçük çocuk karanlık mezarında havasızlıktan can verecek ve sonsuza dek trajik bir şekilde yok olacaktı; baba ise kurtarıcı asil hayvanların arkasından minnetle bakarken, mucizelerin bazen en vahşi suretlerde gelebileceğini tüm dünyaya kanıtlamış oldu.