Kızımı yeni dünyaya getirmiştim ve hastane odasındaki o huzurlu, puslu sessizliğin tadını çıkarıyordun. Minik bebeğimin nefes alışlarını izlerken, dünyadaki en önemli şeyin o an olduğunu hissediyordum. Ancak bu dinginlik, koridordan gelen ani ve sert ayak sesleriyle bozuldu. Hemşirelerin panik içinde koşturduğunu, fısıldaşmaların ve tekerlekli sedye seslerinin birbirine karıştığını duyabiliyordum. Hastanenin o alışıldık hareketliliği, bu kez yerini keskin bir endişeye bırakmıştı.

Az sonra kapım hızla açıldı ve daha önce görmediğim, yüzü bembeyaz kesilmiş bir hemşire içeri girdi. Kucağında hastane battaniyesine sarılı, açlıktan değil de sanki derin bir çaresizlikten ağlayan bir bebek tutuyordu. Hemşire titreyen bir sesle, “Hanımefendi, yardımınıza ihtiyacımız var,” dedi. Kendi bebeğim henüz birkaç saatlikken benden istenen bu yardım karşısında şaşkına dönmüştüm. “Lütfen bu bebeği emzirir misiniz? Sadece bir kez,” diye eklediğinde, bitkin halimle sadece “Neden?” diye fısıldayabildim.
Hemşirenin dudakları titredi ve acı gerçeği açıkladı: “Annesi bir saat önce tüm belgeleri imzalayıp hastaneden ayrıldı. Kimsesi yok, yapayalnız kaldı.” Bu sözler kanımı dondurdu. O küçücük bebek, henüz dünyanın ne olduğunu bile bilmeden terk edilmişti. Ağlamaktan kızarmış yüzüne ve sımsıkı kapalı yumruklarına baktığımda, kalbimde tarif edilemez bir sızı hissettim. Kendi kızımın yanındaki bu yabancı minik cana bakıp, “Tabii ki,” dedim.

Bebeği kucağıma aldığımda o kadar hafifti ki, sanki dünya onu henüz tam kabul etmemiş gibiydi. Göğsüme değer değmez sustu ve odadaki o ağır hava yerini hüzünlü bir şefkate bıraktı. Onu beslerken bir kadının dokuz ay taşıdığı evladını nasıl bırakabileceğini düşündüm; ama hemen ardından o annenin içinde kimbilir ne fırtınalar koptuğunu, nasıl bir çaresizliğin onu bu noktaya getirdiğini hayal ettim. O gece, sadece kendi çocuğumun değil, sevgiye muhtaç her canın annesi olduğumu hissettim.

Hastaneden taburcu olurken sosyal hizmetlerin bebeği sıcak bir yuvaya yerleştireceğini öğrendim. Kendi kızımı kucağıma alıp kapıdan çıkarken, o küçük yabancıyla geçirdiğim o birkaç saatin beni sonsuza dek değiştirdiğini biliyordum. Annelik sadece korumak değil, kalbi hiç tanımadığın birine bile açabilmekmiş. O gece o bebek yalnız değildi ve bazen bir hayat, en karanlık anda paylaşılan tek bir damla şefkatle yeniden başlayabiliyormuş.